kaptanın seyir defteri

yeni bişiler var

RSS

kaptanın hayatınının seyiri

tüm şeyler

Sayfalama aparatı:
<<  / 30 >>

Kaptanın seyir defterine ek, miladi 2006 yılının 3. Ekim günü:

Neyse

Efendim son bir aydır bu şarkıyı aramaktaydım ki, internette hiç bir şekilde bulamadım, şarkı sözü neyim yok. Geceleri nasıl oluyorsa Show Radyo bana bu şarkıyı denk getirtip, tamamen kasıtlı olarak dinletiyordu ki, geçen akşam aklıma, bu şarkıyı telefona kaydetmek geldi. Ettim de, gerçi sesi neyim güzel değildi ama, önüme gelen herkese bu şarkıyı dinletmek suretiyle söyleyenini bulmuş oldum, oh be.

Efendim şarkıyı söyleyen hanım kızımız Ziynet SALİ'miş, şarkısının adı da Neyse imiş.

Hatta, copy paste değil alın teri sözlerini bile yazdım bee*:
Kalbim alışmaz, tenim karışmaz kimselere,
İçim yatışmaz insanın insana ettiğine.

Ama olanlar, bir de yalanlar,
Senden kalanlar, canımı yakanlar,
Ortak kararlar, diye alınanlar,
Yanına kalmaz, bunlar zor zamanlar.

(bridge)

Neyse, her neyse,
zordur aşk üç kişilikse
Neyse, ama nedense,
aklım kaldı bak, her yerinde,

Neyse, her neyse,
Ölmez aşk yüzünden kimse,
Neyse, ama gücenme,
Ahım kaldı ah, her yerinde.

Ve sen hiç rahat uyuma,
Bir de sen, ona da dokunma,
Ama sen, kimseye alışma,
Ve sen, ona da yakışma.

Senin attığın, benim taptığım,
Her yalan cümle, bir yanlış adım,
Vuruldu durdu, hassas tarafım,
Yanına kalmaz, buda son zararım.

(bridge)

Neyse, her neyse,
zordur aşk üç kişilikse
Neyse, ama nedense,
aklım kaldı bak, her yerinde,

Neyse, her neyse,
Ölmez aşk yüzünden kimse,
Neyse, ama gücenme,
Ahım kaldı ah, her yerinde.

Ve sen hiç rahat uyuma,
Bir de sen, ona da dokunma,
Ama sen, kimseye alışma,
Ve sen, ona da yakışma.

Kalbim alışmaz, tenim karışmaz kimselere,
İçim hiç yatışmaz, insanın insana ettiğine.

Ve sen hiç rahat uyuma,
Bir de sen, ona da dokunma,
Ama sen, kimseye alışma,
Ve sen, ona da yakışma.


Bu arada Ramazan geldi tabii yine, hepinize hayırlı ramazanlar, söyle konuyla alakalı bir karikatürümüzü görelim:
On bira yin sultani

Tamam.
#Bunu buraya 3 Ekim 2006 günü saat 17:22 gibi Erdinç AKAN yazmış, ne de iyi yapmış.
yorumlar (2 kişi ona öyle dememiş mesela...)

Kaptanın seyir defterine ek, miladi 2006 yılının 11. Eylül günü:

Puhahahahahah

Efendim aşağıdaki kod parçasını gayet sakin ve naif bir şekilde okuduğum halde, bir yandan da kolamı yudumluyordum ki, birden bire ağzımdaki kolayı hönkürmek suretiyle ekrana boşaltmışımdır. Monitörünüzün sağlığı için lütfen birşeyler içerken OKUMAYINIZ!!!
struct pocket {
struct packet * p;
struct sockaddr * s;
};
/*******************************************************
If a packet hits a pocket on a socket on a port,
And the bus is interrupted as a very last resort,
And the address of the memory makes your floppy disk abort,
Then the socket packet pocket has an error to report!
*******************************************************/

Puhahahahahah**
#Bunu buraya 11 Eylül 2006 günü saat 21:26 gibi Erdinç AKAN yazmış, ne de iyi yapmış.
yorumlar (2 kişi ona öyle dememiş mesela...)

Kaptanın seyir defterine ek, miladi 2006 yılının 5. Eylül günü:

Allah Korusun...

Bu sıralar başımda bir uğursuzluk dolaşıyor ama neden anlamadım... Önce Windows'umun USB diriverlarını bozmasını becerdim, sonra hiç yoktan yere tamamen uykusuzluğumdan TCP/IP yapısını bozdum, şu anda bilgisayarımda TCP/IP çalışmıyor... Bu bloguda iş yerimden yazıyorum... Dün akşam "Madem öyle Windows'u yeniden kurayım" dedim, dalgınlığımdan bilgisayar başlarken çıkan "CD'den ön yükleme için bir tuşa basın" yazısını kaçırdım, Windows XP çalışmaya başladı, bende "Aman şimdi Windows'un yüklenmesini kim bekleyecek" diyerek, kasanın üzerindeki reset butonuna dokunmuş bulundum ve zaten ne olduysa ondan sonra oldu, bilgisayar normal reseti ile başladı, ben Windows XP Kur'a girdim, lisans misans kabul ediyoruz tamam kardeşim dedim ve ne göreyim, 160GB'lık hard diskim bölümlenmemiş tek bir parça* olarak karşımda (Unpartitioned Space!)...

Önce hafif bir baygınlık geçirmişim, aman aman ne yapacağım şimdi derken, diğer 20GB'lık hard diskim geldi aklıma, 160GB'lık hard diski kurtarmak için birşeyler yapmak lazım... Planı kurdum, önce boş bir partitiona, yada boşalttığım bir partitiona, Windows XP kurayım, sonra internet'e girer, artık partition düzelten ne program varsa bulurum dedim, lakin Partition Magic vs. gibi programlarla işim olmadığı için (fdisk neyine yetmiyor), elimde öyle programlar yoktu.

Fakat baktım ki 20 GB'lık hard diskim de dolu, silmeye kıyılamayacak şeyler var, e ne yapacağım derken, sittin senelik 1GB'lık hard diskim geldi aklıma. Ara ara, bir saat de onu aradım, lakin buldum ;) İkincil hard diskleri takmak için kızak kullanıyorum, hemen 20GB'lık hard diski kızaktan çıkarttım , 1 GB'lığı taktım. Windows XP kurulum CD'si CD-ROM'da olduğu halde bilgisayarı yeniden başlattım. Bu sefer, bir tuşa basın ekranını kaçırmadım tabii, lisans misans tamam kardeş kur dedim ki ne göreyim Windows XP 1380MB'dan aşağı hard disklere kurulmam diyor, hah dedim zaten bende şans olsa anamdan kız doğardım...

Eee, ne yapalım, baktım orda Windows 2000 Server CD'si sırıtıyor, aldım, onu kurayım dedim... Allahtan o Windows XP gibi nazlanmadı. Fakat yüreğime indirecek bir harekete kalkıştı, tam kuruluma başlayacakken, "Yahu senin Windows kurmak istediğin hard disk, birincil değil, birincil hard disk de formatsız, gel ona bir format atayim, oyle kurayım" dedi, karşılığında reseti yedi... Hemen 160GB'lık hard diskin ne kadar kablosu varsa söktüm ve tekrar kuruluma başladım... 1GB'lık hard disk eski olduğu için formatlanması bir saate yakın bir zaman tuttu***... Bi bir saatte Windows 2000 Server'in kurulması, driverlarının yüklenmesi vs. tuttu. Her şey bitti, tam çalışır bir Windows 2000 Server'im olduğu anda hard diskimdeki durum çok komikti...

8MB boş alan kalmıştı :I Partition düzenlemek için bulacağım program shareware, vs. çıkar da, crack mirak, serial merial ister, onları indirmek gerekebilir diye FireFox indirdim (ki bu sitelere IE 5 ile girdiniz mi makinanız şenleniyor)... Kurayım diyorum, olmaz diyor, 4MB yer kalmış nereye açaçağım kurulum dosyalarını... Hemen girdim Windows'un temp dizinlerine, ve aradığım şeyleri buldum, 24MB'lık bir temp yığını... Hemen temizledim, Firefox'u kurdum ve Partition düzeltmek için program aramaya koyuldum...

Partition Magic falan arayamıyorum çünkü ne indirmeye zevalim var, ne de indirince zaten demo çıkacak, hiçbirşey onarmayacak, öyle mal mal indirmiş olacağım diye uğraşmadım. Partition Table Doctor'u buldum, ben demoyum demesine aldırmadan indirdim, bilgisayarı kapattım, 160GB'lık hard diski tekrar bağladım, açtım taradım tamam düzeltebilecek, benim parititionları full gösteriyor...

Düzeltecek de 39$ istiyor... Crack, mirack yok kardeşim... Baktım olacak gibi değil, yahu bunun freeware'i, ne bileyim open source olanı yokmu diye aranırken TestDisk'i buldum...

Hemen Windows versiyonunu indirdim, çalıştırdım, 160GB'lık hard diski, 123GB görüyor... Tabii bu şekilde tabloları yanlış oluşturuyor... Yahu dedim, bu Windows'un gıcıklığından kaynaklanıyor olmasın, çünkü BIOS'dan hard diskin boyutu doğru gözüküyor...

Eski DOStdan düşman olmaz dedim, bir de şunun DOS versiyonunu indireyim... İndirdim, bir disket buldum ona kopyaladım, aldım elime yadigar Windows 98 SE CD mi, bilgisayarı yeniden başlattım...

Bilgisayar başladı, DOS başladı, disket sürücüye geçtim, TestDisk'i çalıştırdım, her şey şukela, hard diskin boyutunu bu sefer doğru okuyor... Başladı tabloları aramaya, hepsini buldu, ben bir de surface scan yap, neme lazım bi sakatlık olmasın dedim, tamam ağbi ayıp ediyorsun diye yanıt verdi... Bulduğu partitionların doğru olduğuna kanaat getirdikten sonra, tamam yaz kardeşim dedim, yazdı, makinayı resetleyin dedi, resetledim, bir baktim Windows XP başlıyor ekranı karşımda, ohh rahatladım...

Akşam üstü saat 8:30 gibi başlayan bu serüven, gece saat 2:30 gibi mutlu sonla, sona erdi... Bu da böyle bir muaceramdır... evet...

(bkz: Allah Razı Olsun)
(bkz: Ellerin Dert Görmesin)
(bkz: tuttuğun altın olsun)

Google için:
repair partition table, repairing partition, lost partition.
#Bunu buraya 5 Eylül 2006 günü saat 12:23 gibi Erdinç AKAN yazmış, ne de iyi yapmış.
yorumlar (2 kişi ona öyle dememiş mesela...)

Kaptanın seyir defterine ek, miladi 2006 yılının 3. Ağustos günü:

İsrail, Lübnan SAVAŞ!

Efendim geçen ay İsrail Lübnan'a girdi*... Sağda solda okuyorum ama Engin Ardıç entresan bir yorum yapmış, hoşuma gitti aslen paylaşmak istedim:
İsrail’e niçin kızıyorsunuz?

Bakmayın öyle basının “savaş kapımızda” çığlıkları atmasına, savaş kapımızda falan değil. Çünkü orası kapımız değil.

Oralar, bizim seksen sekiz yıl önce bozguna uğrayarak bıraktığımız ve bir daha da dönüp bakmadığımız yerler; “Osmanlı ağabey politikası” falan da ham hayal, çünkü ne Yahudi dinler bizim sözümüzü, ne Arap, ne de Acem.

Bakmayın bazı arkadaşlarınızın da ilgilenir göründüklerine, bu konu, İsrail-Filistin savaşı, rakı masalarında asıl laf bittikten sonra (karı kız, bu sene kim şampiyon olacak, krediyle ev alalım mı, oğlan da sınavda bakalım ne halt etti), şöyle bir değinilen yan konulardan biri...

Çünkü fena halde kabak tadı vermiş, cılkı çıkmış bir konudur.

Bu savaş 1948 yılından beri sürüyor ve bitmez.

Ne zaman “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bilmemkaç sayılı kararı uyarınca İsrail işgali altında bulunan...” falan gibi lafları duysam benim de nevrim döner.

Birkaç basın kaşalotunun ekmek parası kazanmayı sürdürmesinden başka bir işe yaramaz bu haberler...

Bu savaşın bitmesi için İslam dünyasının “İsrail devletinin varlığını kabul etmesi ve bir daha da tartışma konusu yapmaması” gerekmektedir. Bu da ufukta asla görünmemektedir.

Hem “soykırım yoktur” diyeceksin, hem “İsrail devleti yokolacaktır” diye çığlıklar atacaksın, hem de “İsrail ordusu neden beni vuruyor” diye ağlayacaksın... Buna herhalde “Ortadoğu kurnazlığı” tabir edilir, adama gülerler.

İsrail, Lübnan devletiyle savaşmıyor. Terörist dincilerle savaşıyor.

Ama girdi ve bombalıyor... Bu ne ilk girişi ne de sonucusu... Yarın Suriye’ye de girebilir...

Girmesin...

Peki sen Kuzey Irak’a niçin girip çıkıyorsun? Senin için PKK neyse, İsrail için de Hizbullah aynı şey.

Suriye’ye girmesin... Apo’yu beslemekten vazgeçmeseydi biz girmeyecek miydik Suriye’ye? Bal gibi girecektik, çeyrek kalmıştı, üstelik Amerika da karşı çıkmamıştı... “Halep’ten girer yirmi dört saat içinde Şam’dan çıkarız” diye tehditler savuruyorduk ve bunda da haklıydık...

“Eşit güç kullanmıyormuş, meseleyle orantılı değilmiş saldırı gücü”... Biz neden helikopter kullandık güneydoğu operasyonlarında, PKK’nın elinde helikopter mi vardı?

Siviller ölüyor... Kadınlar ve çocuklar... İsrail otobüslerinde patlayan bombalarla ölenler hünsa mıydı?

Türk teröristlerinin de mantığı böyle işlerdi eskiden, polise ateş edip vururlar, sonra polis de

onlara ateş edince feryadı basarlardı.

İsrail o bombaları yoketmesin de o bombalar sonra gelip Levent’te, Beyoğlu’nda patlasınlar, İngiliz keferesiyle mücadele eden aslan parçaları Müslüman Türk öldürsünler, öyle mi?

Biz yapalım ama İsrail yapmasın... Hadi yürü be...

Musul ve Kerkük bizim olsun mu? Olsun abi. Viyana’yı da alalım mı? Alalım abi. Turan İmparatorluğu da kuralım mı? Kuralım abi.

Ama İsrail almasın tepe mepe.

Neden? Çünkü din kardeşlerimiz mağdur oluyorlar.

Bizden gizli ya da açık nefret eden, subaylarımızı öldürüp altın dişlerini kerpetenle söken, Osmanlı kalıntısıdır diye atalarımızın oralarda yaptırdıkları camileri yıkan din kardeşlerimiz.

Üst tarafı, ya gazeteci görünce sohbet kapısı açmak için çene malzemesidir (Engin Bey, bir şey sorabilir miyim, bu enflasyon ne olacak, erken seçim var mı, Çankaya’ya kim çıkacak, İsrail hakkında ne diyorsunuz?), ya da “haber formatı verilmiş” televizyon eğlence programlarında dolgu maddesi, Ortadoğu’da kan ve ateş, acar muhabirimiz bildiriyor, şimdi reklamlar, cart curt.

Engin Ardıç'ı ne çok severim ne de nefret ederim ama bu yazısı hoşuma gitti...
#Bunu buraya 3 Ağustos 2006 günü saat 04:15 gibi Erdinç AKAN yazmış, ne de iyi yapmış.
yorumlar (1 kişi ona öyle dememiş mesela...)

Kaptanın seyir defterine ek, miladi 2006 yılının 29. Haziran günü:

En mutlu günüm...

Efendim, bugün canımın yarısının doğum günü, kendisine önce:
dogum gunun kutlu olsun
mutlu ol senelerce
sana boncuktan kus yaptim
konacak pencerene
şeklinde bir türküyle seslensem de aslen demek istediğiklerimi Erhan Güleryüz, gayet güzel soylemiş;
bugün özel bugün güzel bir gün
içimde tarifsiz bir huzur var
bütün gece dua ettim yine
ne güzelmiş senle yaşananlar

bu sabah çok erkendi uyandım
karanlıktı hala tüm sokaklar
yağmur yağdı yıkandı tüm şehir
güneş açtı bütün hatıralar

doğum günün kutlu olsun canım
mutlu olsun benim diğer yarım
doğum günün kutlu olsun canım
yanındayım yerim senin yanın
doğum günün kutlu olsun canım
sana ait benim tüm hayatım


Canım, doğum günün kutlu olsun, iyi ki varsın ;)

Bir de nacizane şöyle bir hediye de yaptım:
İyiki Doğdun Gamze'm muck muck ;)


Ve bu entrymin sonuna gelirken birtaneme son bir şiir daha armağan etmek isterim :
Ne zaman seni düşünsem içim ürperir
Seninle geçen her saat, her gün gelir aklıma
Bir akşam vakti gelir bir deniz kıyısı gelir
O eşsiz hatıralar bütün gelir aklıma

Ne yapsam unutamam yaşadığımızı
Sevgindi sevgilerin en yalansızı
Şimdi nerde bir gül görsem kırmızı
Dudaklarımı uzun uzun öptüğün gelir aklıma

Bir çıban büyürcesine ortasında gecenin
Dolar yüreğime hüznü seni sevmenin
Dünyada ne benim yerim var artık ne senin
Ağlarım başucunda ölümün gelir aklıma.
#Bunu buraya 29 Haziran 2006 günü saat 02:01 gibi Erdinç AKAN yazmış, ne de iyi yapmış.

Sayfalama aparatı:
<<  / 30 >>